27 Mayıs 2013 Pazartesi
27 Şubat 2013 Çarşamba
ilk
"günaydın" demekten aciz, telefonla konuşmayı beceremeyen, "nasılsın" kelimesini uzun bulan, gülümsemeyi unutmuş tarafımı affederek, su gibi bir nefesle karşıma çıkan bu insanlarla aramdaki tüm bağları kesiyor, onlara yaşamımda bana öğrettikleri için teşekkür ediyor... ve yoluma devam ediyorum....
"ışığımı, enerjimi yükselten ve yaşam amacımı gerçekleştirmem için bana destek olan kişileri hayatıma katıyorum" ve de öyle oldu :))
herkes için şifa ve ışık olsun....
∞
sevgili "anne" olan arkadaşlarım, anne olmaya hazırlanan dostlarım, biriciklerini hayata hazırlayan kıymetlilerim... Çocukların hayal gücü & duru görüsü o kadar kıymetli bir değer ki... "olmaz öyle şey" diyerek bu yetilerini yitirmelerine katkı sağlamayın... Çocukların kahkahaları ve getirdikleri sevgi ve ışıkla evrenin sonsuz kaynağıyla bağlantımız daha da güçlensin... ve de öyle oldu...
∞
yeni yılın ardından gelen, sevgililer günü kırmızılarla karşılanıyor mu? ... kollektif bilincin ennnn güzellerinden sevgililer günü :))
sevgi & ışık olsun... sizi huzursuz eden iç sesinizi susturduktan sonra, geriye meleklerin fısıltıları kalır... aşk'la dinleyin, bugün çokkk sevin, çookkk affedin, bırakın içinizdeki "aşk" tüm varlığınızı sarsın... belki ruh eşiniz geride kalmıştır... ve ruh ikiziniz bir adım ötededir... sorun meleklere yanıtı gelecektir... aşk'ı bir nefesle toplayın bedeninizde ve bırakın aksın...
ve de öyle oldu...
sevgi & aşk & ışıkla...
∞
Meleklerle Yasamak (http://meleklerleyasamak.com/) genisletilmis baski syf 90... Basmelek Uriel'den "yüreğinizdeki ışığı sevgi ile büyütün, bırakın önce kendi dunyanizi aydinlatsin... Sonra etrafinizdaki herkesi ve herseyi... Birakin gercek siz her yere isik versin..." ve de öyle oldu... Yolumuza & problemlerimize ışık tutuyormuş Basmelek Uriel... Şifa olsun...
sevgi ve ışıkla kalemim dile geldikçe...
burçak
30 Ocak 2013 Çarşamba
41 gün... 21 nefes...
Sevgili 21.12.2012 sonrası evren... dünya...varoluş... yeni enerji alanına hoş geldin... saat 11:11...
ve ben var oluş nedenimi bilmeyi, bir ışık elçisi olarak görevimi yerine getirmeyi, içimdeki meşaleyi yakmayı, yaratıcılığımı kullanmayı, daha özgür olmayı, meleklerin seslerine kulak vermeyi, ego'nun renk körlüğü yaratan örtüsünü yaşamından kaldırmayı, tüm varoluş zamanlarının öncesi ve sonrasında ettiğim yeminlerin hepsini iptal etmeyi, bolca bereketi, mutluluğu, bütünlüğü, melekler ve içimdeki ben'le sonsuza dek daha çok bağlantıyı, hoşgörüyü, aşkı, varlığımın değerini bilmeyi, varlığımın sebebini çözmeyi, hayatın akışına doğru ilerlemeyi, yeninin enerjisiyle sarmalanmayı, affedip serbest bırakmayı, hayat, evren, varoluş çemberinde varlığımın en başından bu yana geçirdiği yolculukları çözümlemeyi... Şems'in, Kimya Hatun'un, Yunus Emre'nin, yaktıkları ışıkla anlamlanan dizeleri öğretmen olarak kullanmayı, sevgiyle huzurlu enerji alanları yaratabilmeyi ve bu alanları genişletmeyi seçiyorum... yeni yaşın kutlu & ışıklı olsun... ve de öyle oldu...
burçak
12 Eylül 2012 Çarşamba
Gün Doğumu...
Her sabah gün doğumunu yakalıyorum...
Bir kaç balıkçı teknesi kendine has ritmiyle en nazlı tavrını takınmış salınıyor el değmemiş örtünün üstünde... martılar da beraberinde...
Bugün ay'ın son hali de eş; renk ahenk gün doğumuna... Hazır ol'da bekliyoruz güneşin altın sarısı gül yüzünü...
Dileklerimi ilk ışıklara yetişsin diye nefessiz sıralıyorum....
Gecenin karanlığından sıyrılma çabasındaki bir gün daha, aydınlığa çok yakın...
günaydın sevgilim....
Burçak, İstanbul, Eylül...
29 Mayıs 2012 Salı
jeux d'enfants...
sicacik... icten... bir cocukluk ve mutlulukluluk hikayesi filmi...
iki kucuk kalp... biri kiz; biri erkek... hayat ellerinde oyuncak... birbirlerine besledikleri askin simgesi kucucuk bir kutu...
oyunun kurali basit... `caps ou pas caps` (var misin yok musun?) sorusunun ardindan eger yanit `caps` (varim) ise... bu durumda kutu'ya sahip olan her ne isterse, digeri onu yapmakla yukumlu... iki haylaz yuregin birbirlerine duyduklari bagliligin; sadakatin gostergesi oyunun devamliligi...
hayati, kurallarini kendilerinin koydugu bir oyunun icine sigdirabilme cabasindayken her ikisi de... oyunun heyecanina kapilip gercekliklerini unuttuklari anlar, bizim hayatin icinde gundelik gerekliliklerle kayboldugumuz anlari hatirlatir nitelikte... ancak bedeli cok agir...
bedeli yillarca birbirinden uzak kalmak... bedeli ask'i araf'ta aramak... bedeli hayatin kisitli zamanlarda sundugu hediyeleri oyuncak sanip evirip cevirmek ve asil soruya verecek yaniti icten ice biliyor olmaya ragmen susarak; kapilmak hayatin en derin ama bir o kadar da sig; gundelik dongusune...
tum bunlar olup biterken...
...hayat bazen karsimiza kaya gibi cikar ve bize sorar... `caps ou pas caps`... agzinizdan yureklice cikacak tek bir hece yasaminizi bilinmezlerle dolu ama bir o kadar da heyecanli yepyeni bir baslangica tasiyabilir... yeter ki kocaman bir nefes alin ve `caps` diyebilecek cesareti huzurla ve size sunulan hediyelere sonsuz guvenerek kendinizde bulun...
yeter ki gercekten ve gercekten... sadece yureginizin sesini dinleyin...
bir dilek tutun ve gercek olsun...
kocaman bir nefes alin ve nefesiniz ses tellerinizle bulustugunda... her ne soylediginizi duyuyorsaniz bir yabanci gibi... birakin o yabanci gercekliginizle bulussun ve size gostersin ne kadar cok sevildiginizi ve sevdiginizi...
simsiki sarilin hayalinize; mutluluklugunuza ve hic birakmayin...
ankara'da mutlulukla karsiladigim tum gun isiklari... kalemimi dile getirdiginiz icin size minnettarim...
burcak
16 Nisan 2012 Pazartesi
Elde var 34...
"Küçük bir kız çocuğu iken de laf dinlemezdin zaten... ne var ne yoksa kendi bildiğin..."
Anneciğim, sana bir itirafta bulunayım aslında o günlerde de pek birşey bildiğim yoktu; bugün de yok :)
İçimde bir türlü büyütemediğim kız çocuğu hallerim var sıkça... bir de kendimde keşfettiğim ve keşfettikçe de daha bir ben olduğum tomurcuk anlarım; anılarım... anlatmaya kıyamadığım; yaşamaya doyamadığım... her gününden ayrı bir keyif aldığım... bazen içinde kaybolduğum... kalp ritmimi bozacak kadar kendimi yorduğum... dünyalar güzeli dostluklar edindiğim... arasına bir de güzel aşk sığdırdığım... yollara dökülüp perişan olduğum... sonrasında yine koşa koşa kendimi kalemim ve defterimle başbaşa bulduğum...
Küçükken olduğu gibi şimdi de dilek tutmak için sebeplerim var çokça... Her dolunay ışığında, her yeniayda, her bir çam ağacı kendince salındığında, yeni bir yuvaya sağ ayağımla adımımı attığımda, bambaşka bir diyarda bulduğum havuzlara attığım parlak bozuk paralar ardında, parlak gökyüzünü süsleyen yıldızlardan 9 tane saydığımda, sabahın köründe uyandığımda, mevsimin ilk meyvesini yediğimde...
Elde var 34 olunca sadece kendi hayatımın kıyısına vuran dalgaları değil ötesini görüyorum ve de hiç anlayamadığım; anlamlandıramadığım sesler çalınıyor kulağıma...
Bu seslerden biri evren'in en güzel hediyesi anneliğin hediye edildiği bazı kadınların bebeklerine verdikleri zararların sebebini soruyor... bir diğer ses, farklı bir yerde kız çocuklarının yüzlerini yere eğdirenlerin gece yataklarında nasıl uyuyabildiklerini... bir baba çaresizce çağımızın sosyal platformunda "kızım kayıp" diye çığlıklar atarak sesini duyurma çabasında...
çocuklar artık bizim küçüklüğümüzdeki gibi kedileri alıp beslemiyorlar annelerinden azar işitme; sonunda çığlık çığlığa aşı olma pahasına... onun yerine zarar veriyorlar minik can'lara, şiddet öğretilmiş minik can'larıyla...
gizli; pamuktan; pembe bir sığınağa yerleştiriyorum şiddeti, acımasızlığı ve sevgiye dönsün diye ufak ufak çabalıyorum kendimce; meleklerimle...
şimdi elde var 34 ve ben yine sevgiyle büyümeyi diliyorum; öğreniyorum... hani söyledim ya en başta, küçük bir kız çocuğuyken de pek birşey bildiğim yoktu; şimdi de hiç olmasın... kendimden başka...
Seni çok seviyorum...
Yavrun...
Burçak
Küçükken olduğu gibi şimdi de dilek tutmak için sebeplerim var çokça... Her dolunay ışığında, her yeniayda, her bir çam ağacı kendince salındığında, yeni bir yuvaya sağ ayağımla adımımı attığımda, bambaşka bir diyarda bulduğum havuzlara attığım parlak bozuk paralar ardında, parlak gökyüzünü süsleyen yıldızlardan 9 tane saydığımda, sabahın köründe uyandığımda, mevsimin ilk meyvesini yediğimde...
Elde var 34 olunca sadece kendi hayatımın kıyısına vuran dalgaları değil ötesini görüyorum ve de hiç anlayamadığım; anlamlandıramadığım sesler çalınıyor kulağıma...
Bu seslerden biri evren'in en güzel hediyesi anneliğin hediye edildiği bazı kadınların bebeklerine verdikleri zararların sebebini soruyor... bir diğer ses, farklı bir yerde kız çocuklarının yüzlerini yere eğdirenlerin gece yataklarında nasıl uyuyabildiklerini... bir baba çaresizce çağımızın sosyal platformunda "kızım kayıp" diye çığlıklar atarak sesini duyurma çabasında...
çocuklar artık bizim küçüklüğümüzdeki gibi kedileri alıp beslemiyorlar annelerinden azar işitme; sonunda çığlık çığlığa aşı olma pahasına... onun yerine zarar veriyorlar minik can'lara, şiddet öğretilmiş minik can'larıyla...
gizli; pamuktan; pembe bir sığınağa yerleştiriyorum şiddeti, acımasızlığı ve sevgiye dönsün diye ufak ufak çabalıyorum kendimce; meleklerimle...
şimdi elde var 34 ve ben yine sevgiyle büyümeyi diliyorum; öğreniyorum... hani söyledim ya en başta, küçük bir kız çocuğuyken de pek birşey bildiğim yoktu; şimdi de hiç olmasın... kendimden başka...
Seni çok seviyorum...
Yavrun...
Burçak
24 Mart 2012 Cumartesi
Canım Ağaç :)
![]() |
| calf - 2012 |
Perdenin ardından hadi artık bahar geldi diye seslenen gün ışığı ve pırıltılı güneş :)
Baharın müjdesi kuş sesleri eşliğinde uzayan günler; kısalan uykularım...
Kış uykusundan uyanan sokaklar;
ve gardroplardan özenle seçilen pembelerle, sarılarla, turuncularla bezeniyor tenler...
Doğanın üzerindeki donuk örtüyü özenle sıyıran güneş...
Bir o yana bir bu yana savrulmaktan bitap düşmüş dallarını onarma çabasındaki ağaçlar.
Bugün günlerden mutluluk...
Bir yıldır benimle olan arokaryamız, nam-ı diğer Calf :) bana harika bir hediye verdi baharın başlangıcı ile birlikte... Calf, açık yeşil bebek dallarını tüm güzelliği ile sergiliyor bu günlerde ve ben de her sabah koşarak yanına gidiyorum, yaşamın sunduğu mucizenin hiç bir anını kaçırmamak için...
Tıpkı sarıldığım diğer ağaçlar gibi Calf'da benim sırdaşım, arkadaşım, sonsuzluğum... Evet, sarılıyorum ben ağaçlara, şaşkın bakışlara aldırmadan, yüzümde kocaman bir gülümseme eşliğinde... Bir de konuşuyorum onlarla, dileklerimi sıralıyorum peşpeşe... ama canlarını acıtmıyorum... şükrediyorum onları tanıdığım ve bana ilham verdikleri için...
Ben onlara sarıldıkça onlar da içten içe sesleniyorlar sanki... nasıl en sert rüzgarda bile görkemli görünebildiklerini paylaşıyorlar... dallarındaki süsleri kaybetmelerine rağmen; asil duruşlarını nasıl koruduklarını ve sabırlı olmanın ne büyük bir erdem olduğunu fısıldıyorlar varlığıma... köklerinden gelen varolma hissi ve yaşama sevinci ile üzerlerinde tonlarca kar varken dahi göğe uzanabilmenin tarifsiz hissini paylaşıyorlar...
Biricik calf'ım... can adanadaki portakal ağacım... eymirde bugün kucakladığım görkemli çam ağacı... fatsada babamın diktiği meyve ağaçları... yeni yıl haftası dışında evin içine almadığımız ailemizin yeni yıl ağacı... bled'de kovuğuna sığdığım sırdaşım... viyana'da kıyısına oturup, özlemimi kana kana paylaştığım sığınağım...
Bir an, bir zaman... kocaman gülümseyin, kollarınızı iki yana açın ve yolunuza çıkan bir ağaca sarılın ve kutlayın baharın gelişini :)
Sevgiler,
Burçak
5 Mart 2012 Pazartesi
Biricik'lik...
| LLADRO |
Biricik'liğe dair kelimelerime göz ucuyla yakaladığım küçük Lladro'lar dokundu...
Annem'den öğrendim Lladro'nun (http://www.lladro.com/), el yapımı porselen anlamına geldiğini... bense sonradan keşfettim ki Lladro porselenleri dile getiren mucize eller; saflık ve tek'lik demekti... Kucağında bebeğini tüm samimiyetiyle saran bir kadın ve erkeği dile getiren iki küçük hediye kondu gözbebeğime... ve dedi ki sadece var olduğun için biriciksin...
Henüz dört yaşının başlarında minik bir kalp... prenses elbisesini giymiş beni karşılamak için... her çocuk gibi o da taşıyor üzerinde cennet kokusunu... adı Lydia... minik kollarıyla sarıldığında, yatmadan önce ben ona masal okurken uyuduğunda, binbir türlü haylazlık yaptıktan sonra affedilmek için kocaman gözlerini üzerime diktiğinde, içimdeki sonsuza seslendi ve dedi ki sen de en az benim kadar biriciksin...
Bambaşka bir anı daha var hafızamda... Geçtiğimiz yıl İstanbul'da insan varlığımın en derinine dokunan bir sergide buldum kendimi can dostum Burcu'mla... Serginin adı "Body Worlds"... İnsan olarak dünyaya gelme hazırlığımızın en başından en sonuna... Bedenimizin ufacık parçalarından, en korunmasız haline dair izler vardı sergi'de... Her birimizin küçük birer mucize olduğumuzun en güzel kanıtlarındandı... Kalbinize kötü davranırsanız ne olur, iyi davranırsanız ne olur sorusuna benzer, pek çok bilinmezi kendi kendi gözlerinizle görebileceğiniz bir belgeseldi...
| LLADRO |
Avucunuzun içine bakın... ya da doğduğunuz an'da gökyüzünün sizi karşılamak için, nasıl hazırolda durduğuna... ve hissedin... biriciksiniz... en az hayatınıza dokunan diğer biricikler kadar... sadece var olduğunuz için...
Sevgiyle,
Burçak
16 Şubat 2012 Perşembe
Brüksel'de Son Tango...
Brüksel'e ilk gittiğimde çiçeği burnunda bir öğrenciydim... Paris'ten Brüksel'e... Hiç bilmediğim bir şehir, bir ülke, kalacak yerim bile yok... Gözlerimi haritadan ayıramadığım bir yolculuğun ardından kendimi turistlerin uğrak yeri "grande place" ın yakınındaki tren garında buldum... ardından da İskoçların istila ettiği hostel'deki 6 kişilik odada...
Doğam gereği hızlıca bir kaç dost edindim... biri Brezilya'dan gelmiş diğeri dünyanın öteki ucu Güney Afrika'dan... Hepimiz birbirinden yanlış tahminlerde bulunduk bir diğerinin nereden geldiği ile ilgili ve birden Brüksel'de ev sahibi tavrımızı takındık önlük niyetine... Ardından izlemeye koyulduk İskoçya'dan gelen fanatik futbol taraftarlarını...her bir yandalar... bizimse müzip gülüşümüz yüzümüzde gamze niyetine... e gözler alışamadı tabi ki etekli erkeklere :)
...
Bir kaç yıl sonra uğrak yerim oldu Brüksel... Ankara'dan sonra kendimi ait hissettiğim ikinci evim... Merode'daki minik yuvam... tahta merdivenler... 10 adımlık yere sığan mutfak ve yaşam alanı :) gökyüzüne açılan pencerenin altında uyumanın keyfi... Yıldızları izleyeceğim diye geçen uykusuz geceler... yapayalnız geçen ilk doğum günümde beni mutluluktan ağlatan canlı yayın süprizi... çelik tencerede pilav yapma çabaları... arşınladığım sokaklar, parklar... dönemdaşımın bakışları altında bıkmadan yediğim haşlama sebzelere rağmen muhteşem çikolataların bedenime katkıları... bolca kırmızı şarap eşliğinde makarna... hiç ihanet etmediğim Türkiye yerel saati :) ... Como Como... Hayatıma kattığım biricik dostum... Brüksel ile ikinci tangomuz...tadı damağımda bir anı beraberimde taşıdığım...
...
Yeni yıla ramak kalmış... heryer melek tozları... her yer umut... her yer ışık ışık... Aşina olduğum sokaklar daha bir ben, daha bir tanıdık, daha bir sıcak... kızılderililerin eşsiz ezgilerinin beraberinde mutlulukluluk... Avrupa'daki her ülkenin sembolünün sergilendiği "mini europe" karlar altında... ve işte eşsiz Avrupa seyahati... Hafızalarda kalan Danimarka evlerinin çatıları, bir kuple Fransa, birazcık da İtalya... avatar'ın büyüsü... mamiler... Türk mutfağına ait her tencerenin içinde mutlaka biraz patates; biraz da havuç :) müziğin ritmiyle masanın üzerinde tempo tutma çabaları... sabahın karanlığına, kışın azgın dalgalarına inat sımsıcacık ve alabildiğine özgür bir tango... yer... Brüksel...
...
Dört kız arkadaş... dördü de birbirinden heyecanlı... birbirinden eğlenceli... an, o an... ipler koparıldı... iş toplantıları denk geldi... uçakta ortası boş yan yana iki sıra alındı... türlü totemler yapıldı ve tesadüf o'dur ki... her iki sırada da ortası boş kaldı ve bir başka Brüksel tangosu başladı... Kızların her biri bir diğerinden daha eğlenceye hazır, her biri diğerinden daha doğal... her biri diğerinden daha komik ama hiç biri olan bitenin farkında değil :) Valizler otele atıldı... ve karar verildi... ilk durak... makarna & şarap... yolların altı üstüne geldi... biri takıların arasında kayboldu, diğeri ...neyse :) Yolun sonu "como como"ya geldi dayandı... Sonrasında her bir kahkahamıza eşlik etti sangria... ama o bile yetişemedi coşkumuza... elimizde bir ömür anlatacağımız... dinlemekten bıktırana kadar anlatmaya devam edeceğimiz... hatta dinlemekten bıksalar bile yine kaldığımız yerden devam edeceğimiz... fotoğraf karelerine asla hapsetmeye kıyamayacağımız felekten bir Brüksel gecesi...
...
Brüksel'de Italyan restoranı bulma çabaları... kocaman birer pizza... ve eşliğinde Belçika'ya özgü rengi ve tadıyla biralarımız... uykucu bir seyahat arkadaşı... çikolata ve çilek'in eşsiz birlikteliği... gece boyu yüzümüze yansıyan ay ışığı... kısıtlı zamanlarda alışveriş telaşı... karıştırılan yollar... Türk Mahallesinde mesken tuttuğumuz Prestige Hotel... bolca içtenlik, ömür boyu süreceğini içten içe bildiğimiz dostluğumuzun şahidi... Brüksel...
...
Daha niceleri var sizlerle zamanla paylaşacağım ve kendi içimde sonsuza dek yaşatacağım... ama size tavsiyem Brüksel ile ilk tangonuzda ayaklarınız birbirine karışsa da hiç vazgeçmeyin... Kendine özgü halleriyle sizi adım adım alıştıracaktır kendine... Avrupa'daki pek çok kentte benzerleri olan "Grande Place" her gece başka bir süpriz sunacaktır, anılarınızda saklanmak üzere... waffle kokularını takip ederseniz, yol sizi Brüksel'in sembollerinden olan "Manneken Pis" e çıkarır... ve bu küçük adamın nasıl devleştiğinin çocuksu hikayesinin karşısında bulabilirsiniz kendinizi... Bilindik çizgi film kahramanlarının da şehridir, evidir, yuvasıdır Brüksel... bir mağaza'da peluş şirinler sizlere göz kırpar; diğerinde Tin Tin... Şehirden biraz uzaklaştığınızda "atomium" ve "Mini Europe" ağırlar sizi... Arabalara meraklıysanız Brüksel'in en keyifli mekanlarından Merode'daki Cinquantenaire'in içindeki "auto world" de bulunan müze hafızalarınızda yer edecek demektir...
Brüksel'de "öteki olmak" mümkün değildir... Şehrin sakinlerinin yaşama değil, buluşma noktasıdır Brüksel....
Kendinizi ait hissettiğiniz dünya üzerindeki küçük cennetlerin çoğalması ve bir başka şehirle tango'da buluşmak dileği ile...
Sevgiyle,
Burçak
2 Şubat 2012 Perşembe
Bir Adım...
![]() |
| Guslav Klimt - Embrace |
Büyük bir cesaretle ya da korkakça atılmış bir adım...
Gönlünüzle ya da ayaklarınızla attığınız minik bir adım...
Araladığınız minik bir perde...
Hasret dolu bir kavuşma...
Özlemle sarmalandığınız bir gece...
Özlemle sarmalandığınız bir gece...
Kendinizi farkettiğiniz küçücük bir an...
Neler değiştirir hayatınızda hiç düşündünüz mü?
sıcacık ısıtsın içinizi bu eşsiz nameler...
(oya & bora sevme zamanı... sevdikçe)
sıcacık ısıtsın içinizi bu eşsiz nameler...
(oya & bora sevme zamanı... sevdikçe)
31 Ocak 2012 Salı
Sıla...
![]() |
| Santorini: Bir Sanat Galerisi, 2010 |
Kapı aralandı ve başını kaldırdı kadın, gözgöze geldiler… Gecenin bir yarısı telefonun sesi acı acı yankılandı boşlukta… Erkeği sığınınca kadınına, küçük, kıvılcımlı, gerçeklikten uzak bir evcilik oyunu yarattılar kendilerine özgü ve kadın kendini bıraktı camdan kalesinin kulesinden aşağı... umarsızca...
Sıradanlaşmadılar hiç ve gözyaşlarından incilerle işlediler ince ince, birlikteliklerini… bir dost oldular, bir sevgili, bir yol arkadaşı, bir yabancı… zaman geldi, ayna'daki aksine aşık divanenin; biçareye döndüğünü görmez oldu kadının gönül gözü…
Yıllar geçti, ve kadın öğrenemedi bir türlü, sıla'da az olmanın çok'luk; çokluğun ise az'lık anlamına geldiğini... Her bir az'lıkta biraz daha besledi nefsi ve nefesiyle içinde camdan kalesinin yer aldığı görülmez krallığını...
Söylenecek sözlerin kıyıya vurduğu, martı'ların terkettiği, bulutların meleklerden izler taşımadığı, öksüz bir gün batımında sığınağının kapısını aralarken buldu kendini… Özenle bir araya getirdi can kırıklarını... ve korkusuzca sevdi her bir can kırığının yüreğindeki izlerini. Kendi krallığının sınırlarında bir prenses oldu, bir kraliçe, bir kül kedisi... ama o sınırlar dahilinde de zehirli elmayı taşıyacak kadar "çok" olmadı... olamadı kendine…
Kadın kucakladı kuzey rüzgarını… sıcacık… ve bıraktı kendini bir kez daha boşluğa…
Kalemimi dile getiren dizelere minnetlerimle…
burcak
burcak
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Hadi bir hesap yapalım beraber. İster misiniz? Merak ediyorum... tıpkı yolunu kaybetmiş, ancak kaybolduğunun farkında olmayan bir çocuk gib...
-
Karşımıza çıkan yüz'ün yüz'eyidir ilk "merhaba"yı söyleyen... Yüz yüze kalınan yüreklerin yüzeyinden daha derini...
-
kendime ait bir hikaye anlattım merakla bakan iki kocaman göz bebeğine... bana en mutlu olduğum anı sordu... önce biraz bakındım; bir...
-
Guslav Klimt - Embrace Şems'in " Düzenim bozulur,hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden bilebilirsin hayatın...










