29 Ağustos 2013 Perşembe

huzur

bahçesindeki hanımeli kokusu tüm sokağı saran, sarmaşık pembe güllerle mahalleyi süsleyen, sabah yürüyüşümün en güzel günaydınını söylerek "işlerin kolayca bitsin güzel kızım" kelimeleriyle beni işe uğurlayan adını bile bilmediğim ama bana hanımeli, sardunya kökü veren canım anane :) sokağı süpürüyor ❤ böyle huzurlu bir günaydın sizlere de ❤
Sevgi, ışık ve aşk'la...
Burcak


27 Ağustos 2013 Salı

Eylul...

❤ sonbahara adım adım...
 En sevdiğim mevsim, sonbaharın nazlı kızı eylül, ağaçların güzel yapraklarına vedasını şölene dönüştüren rüzgarıyla, doğanın renkahenk hallerini yaratmak için kapıda... 
yaşamın, mevsimin döngüsünde, varlığını yeryüzünün merkezine köklendiren, ve aynı zamanda gökyüzüne uzayan bilgelikle ağaçlar, içimizdeki biz'e seslenme hazırlığında... 
Bu ilahi zamanda herkesin payına düşen ortak ders "içimizi titreten bir rüzgar eşliğinde arınmak" belki de... şifa & aşk olsun... 
Burcak 

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Cesaret Nefesi

Cesaret nefesi :)) 

şimdi o da ne diye düşünebilirsiniz ben de ilk aklıma geldiğinde kendime şaşırmadım değil.... Cesaret nefesi tıpkı yemek tariflerindeki eşsiz tatların ve hiç beklemediğimiz ufak dokunuşların birbiriyle kusursuz uyumu gibi bir'şey :)) günün herhangi bir saatinde güzel bir nefesle dolduruyorsunuz tüm bedeninizi, bu nefesten rica ediyorsunuz, size cesaret vermesini, atmak istediğiniz ve içinizde bildiğiniz adım, adımlarla ilgili... 

belki bu adım aşk'la aşka doğru
belki değişikliği kucaklamak için atıyorsunuz o adımı...
belki "Şems'in lafı geliyor aklınıza ve diyorsunuz ki "nereden biliyorum ki hayatımın altının üstünden daha iyi olmadığını" :))
belki o adımla ürkek bir kedi gibi, usulca terk ediyorsunuz bildiğiniz sokakları...
belki de kavuşmanın heyecanıyla adımlarınızın farkında bile değilsiniz :))) 

"cesaret nefesi adı :))" 

Sevgi & Işıkla,

Burçak

27 Şubat 2013 Çarşamba

ilk



"günaydın" demekten aciz, telefonla konuşmayı beceremeyen, "nasılsın" kelimesini uzun bulan, gülümsemeyi unutmuş tarafımı affederek, su gibi bir nefesle karşıma çıkan bu insanlarla aramdaki tüm bağları kesiyor, onlara yaşamımda bana öğrettikleri için teşekkür ediyor... ve yoluma devam ediyorum....
"ışığımı, enerjimi yükselten ve yaşam amacımı gerçekleştirmem için bana destek olan kişileri hayatıma katıyorum" ve de öyle oldu :))
herkes için şifa ve ışık olsun....



sevgili "anne" olan arkadaşlarım, anne olmaya hazırlanan dostlarım, biriciklerini hayata hazırlayan kıymetlilerim... Çocukların hayal gücü & duru görüsü o kadar kıymetli bir değer ki... "olmaz öyle şey" diyerek bu yetilerini yitirmelerine katkı sağlamayın... Çocukların kahkahaları ve getirdikleri sevgi ve ışıkla evrenin sonsuz kaynağıyla bağlantımız daha da güçlensin... ve de öyle oldu...





yeni yılın ardından gelen, sevgililer günü kırmızılarla karşılanıyor mu? ... kollektif bilincin ennnn güzellerinden sevgililer günü :))

sevgi & ışık olsun... sizi huzursuz eden iç sesinizi susturduktan sonra, geriye meleklerin fısıltıları kalır... aşk'la dinleyin, bugün çokkk sevin, çookkk affedin, bırakın içinizdeki "aşk" tüm varlığınızı sarsın... belki ruh eşiniz geride kalmıştır... ve ruh ikiziniz bir adım ötededir... sorun meleklere yanıtı gelecektir... aşk'ı bir nefesle toplayın bedeninizde ve bırakın aksın...

ve de öyle oldu...
sevgi & aşk & ışıkla...



Meleklerle Yasamak (http://meleklerleyasamak.com/) genisletilmis baski syf 90... Basmelek Uriel'den "yüreğinizdeki ışığı sevgi ile büyütün, bırakın önce kendi dunyanizi aydinlatsin... Sonra etrafinizdaki herkesi ve herseyi... Birakin gercek siz her yere isik versin..." ve de öyle oldu... Yolumuza & problemlerimize ışık tutuyormuş Basmelek Uriel... Şifa olsun...

sevgi ve ışıkla kalemim dile geldikçe...
burçak


30 Ocak 2013 Çarşamba

41 gün... 21 nefes...


Sevgili 21.12.2012 sonrası evren... dünya...varoluş... yeni enerji alanına hoş geldin... saat 11:11...

ve ben var oluş nedenimi bilmeyi, bir ışık elçisi olarak görevimi yerine getirmeyi, içimdeki meşaleyi yakmayı, yaratıcılığımı kullanmayı, daha özgür olmayı, meleklerin seslerine kulak vermeyi, ego'nun renk körlüğü yaratan örtüsünü yaşamından kaldırmayı, tüm varoluş zamanlarının öncesi ve sonrasında ettiğim yeminlerin hepsini iptal etmeyi, bolca bereketi, mutluluğu, bütünlüğü, melekler ve içimdeki ben'le sonsuza dek daha çok bağlantıyı, hoşgörüyü, aşkı, varlığımın değerini bilmeyi, varlığımın sebebini çözmeyi, hayatın akışına doğru ilerlemeyi, yeninin enerjisiyle sarmalanmayı, affedip serbest bırakmayı, hayat, evren, varoluş çemberinde varlığımın en başından bu yana geçirdiği yolculukları çözümlemeyi... Şems'in, Kimya Hatun'un, Yunus Emre'nin, yaktıkları ışıkla anlamlanan dizeleri öğretmen olarak kullanmayı, sevgiyle huzurlu enerji alanları yaratabilmeyi ve bu alanları genişletmeyi seçiyorum... yeni yaşın kutlu & ışıklı olsun... ve de öyle oldu...

burçak

12 Eylül 2012 Çarşamba

Gün Doğumu...


Her sabah gün doğumunu yakalıyorum... 
Bir kaç balıkçı teknesi kendine has ritmiyle en nazlı tavrını takınmış salınıyor el değmemiş örtünün üstünde... martılar da beraberinde... 
Bugün ay'ın son hali de eş; renk ahenk gün doğumuna... Hazır ol'da bekliyoruz güneşin altın sarısı gül yüzünü...
Dileklerimi ilk ışıklara yetişsin diye nefessiz sıralıyorum....
Gecenin karanlığından sıyrılma çabasındaki bir gün daha, aydınlığa çok yakın... 
günaydın sevgilim....

Burçak, İstanbul, Eylül... 

29 Mayıs 2012 Salı

jeux d'enfants...




jeux d'enfants...
love me if you dare... 

sicacik... icten... bir cocukluk ve mutlulukluluk hikayesi filmi... 

iki kucuk kalp... biri kiz; biri erkek... hayat ellerinde oyuncak... birbirlerine besledikleri askin simgesi kucucuk bir kutu... 

oyunun kurali basit...  `caps ou pas caps` (var misin yok musun?) sorusunun ardindan eger yanit `caps` (varim) ise... bu durumda kutu'ya sahip olan her ne isterse, digeri onu yapmakla yukumlu... iki haylaz yuregin birbirlerine duyduklari bagliligin; sadakatin gostergesi oyunun devamliligi... 

hayati, kurallarini kendilerinin koydugu bir oyunun icine sigdirabilme cabasindayken her ikisi de... oyunun heyecanina kapilip gercekliklerini unuttuklari anlar, bizim hayatin icinde gundelik gerekliliklerle kayboldugumuz anlari hatirlatir nitelikte... ancak bedeli cok agir... 

bedeli yillarca birbirinden uzak kalmak... bedeli ask'i araf'ta aramak...  bedeli hayatin kisitli zamanlarda sundugu hediyeleri oyuncak sanip evirip cevirmek ve asil soruya verecek yaniti icten ice biliyor olmaya ragmen susarak; kapilmak hayatin en derin ama bir o kadar da sig; gundelik dongusune... 

tum bunlar olup biterken... 

...hayat bazen karsimiza kaya gibi cikar ve bize sorar... `caps ou pas caps`... agzinizdan yureklice cikacak tek bir hece yasaminizi bilinmezlerle dolu ama bir o kadar da heyecanli yepyeni bir baslangica tasiyabilir...  yeter ki kocaman bir nefes alin ve `caps` diyebilecek cesareti huzurla ve size sunulan hediyelere sonsuz guvenerek kendinizde bulun... 

yeter ki gercekten ve gercekten... sadece yureginizin sesini dinleyin...

bir dilek tutun ve gercek olsun... 

kocaman bir nefes alin ve nefesiniz ses tellerinizle bulustugunda... her ne soylediginizi duyuyorsaniz bir yabanci gibi... birakin o yabanci gercekliginizle bulussun ve size gostersin ne kadar cok sevildiginizi ve sevdiginizi... 

simsiki sarilin hayalinize; mutluluklugunuza ve hic birakmayin... 

ankara'da mutlulukla karsiladigim tum gun isiklari... kalemimi dile getirdiginiz icin size minnettarim... 

burcak







16 Nisan 2012 Pazartesi

Elde var 34...

"Küçük bir kız çocuğu iken de laf dinlemezdin zaten... ne var ne yoksa kendi bildiğin..." 

Anneciğim, sana bir itirafta bulunayım aslında o günlerde de pek birşey bildiğim yoktu; bugün de yok :)

İçimde bir türlü büyütemediğim kız çocuğu hallerim var sıkça... bir de kendimde keşfettiğim ve keşfettikçe de daha bir ben olduğum tomurcuk anlarım; anılarım... anlatmaya kıyamadığım; yaşamaya doyamadığım... her gününden ayrı bir keyif aldığım... bazen içinde kaybolduğum... kalp ritmimi bozacak kadar kendimi yorduğum... dünyalar güzeli dostluklar edindiğim... arasına bir de güzel aşk sığdırdığım... yollara dökülüp perişan olduğum... sonrasında yine koşa koşa kendimi kalemim ve defterimle başbaşa bulduğum...

Küçükken olduğu gibi şimdi de dilek tutmak için sebeplerim var çokça... Her dolunay ışığında, her yeniayda, her bir çam ağacı kendince salındığında, yeni bir yuvaya sağ ayağımla adımımı attığımda, bambaşka bir diyarda bulduğum havuzlara attığım parlak bozuk paralar ardında, parlak gökyüzünü süsleyen yıldızlardan 9 tane saydığımda, sabahın köründe uyandığımda, mevsimin ilk meyvesini yediğimde...

Elde var 34 olunca sadece kendi hayatımın kıyısına vuran dalgaları değil ötesini görüyorum ve de hiç anlayamadığım; anlamlandıramadığım sesler çalınıyor kulağıma...

Bu seslerden biri evren'in en güzel hediyesi anneliğin hediye edildiği bazı kadınların bebeklerine verdikleri zararların sebebini soruyor... bir diğer ses, farklı bir yerde kız çocuklarının yüzlerini yere eğdirenlerin gece yataklarında nasıl uyuyabildiklerini... bir baba çaresizce çağımızın sosyal platformunda "kızım kayıp" diye çığlıklar atarak sesini duyurma çabasında...

çocuklar artık bizim küçüklüğümüzdeki gibi kedileri alıp beslemiyorlar annelerinden azar işitme; sonunda çığlık çığlığa aşı olma pahasına... onun yerine zarar veriyorlar minik can'lara, şiddet öğretilmiş minik can'larıyla...

gizli; pamuktan; pembe bir sığınağa yerleştiriyorum şiddeti, acımasızlığı ve sevgiye dönsün diye ufak ufak çabalıyorum kendimce; meleklerimle...

şimdi elde var 34 ve ben yine sevgiyle büyümeyi diliyorum; öğreniyorum... hani söyledim ya en başta, küçük bir kız çocuğuyken de pek birşey bildiğim yoktu; şimdi de hiç olmasın... kendimden başka...

Seni çok seviyorum...

Yavrun...
Burçak

24 Mart 2012 Cumartesi

Canım Ağaç :)

calf - 2012
Perdenin ardından hadi artık bahar geldi diye seslenen gün ışığı ve pırıltılı güneş :)
Baharın müjdesi kuş sesleri eşliğinde uzayan günler; kısalan uykularım... 
Kış uykusundan uyanan sokaklar; 
ve gardroplardan özenle seçilen pembelerle, sarılarla, turuncularla bezeniyor tenler... 
Doğanın üzerindeki donuk örtüyü özenle sıyıran güneş... 
Bir o yana bir bu yana savrulmaktan bitap düşmüş dallarını onarma çabasındaki ağaçlar.

Bugün günlerden mutluluk... 

Bir yıldır benimle olan arokaryamız, nam-ı diğer Calf :) bana harika bir hediye verdi baharın başlangıcı ile birlikte... Calf, açık yeşil bebek dallarını tüm güzelliği ile sergiliyor bu günlerde ve ben de her sabah koşarak yanına gidiyorum, yaşamın sunduğu mucizenin hiç bir anını kaçırmamak için... 

Tıpkı sarıldığım diğer ağaçlar gibi Calf'da benim sırdaşım, arkadaşım, sonsuzluğum... Evet, sarılıyorum ben ağaçlara, şaşkın bakışlara aldırmadan, yüzümde kocaman bir gülümseme eşliğinde... Bir de konuşuyorum onlarla, dileklerimi sıralıyorum peşpeşe... ama canlarını acıtmıyorum... şükrediyorum onları tanıdığım ve bana ilham verdikleri için... 

Ben onlara sarıldıkça onlar da içten içe sesleniyorlar sanki... nasıl en sert rüzgarda bile görkemli görünebildiklerini paylaşıyorlar... dallarındaki süsleri kaybetmelerine rağmen; asil duruşlarını nasıl koruduklarını ve sabırlı olmanın ne büyük bir erdem olduğunu fısıldıyorlar varlığıma... köklerinden gelen varolma hissi ve yaşama sevinci ile  üzerlerinde tonlarca kar varken dahi göğe uzanabilmenin tarifsiz hissini paylaşıyorlar... 

Biricik calf'ım... can adanadaki portakal ağacım... eymirde bugün kucakladığım görkemli çam ağacı... fatsada babamın diktiği meyve ağaçları... yeni yıl haftası dışında evin içine almadığımız ailemizin yeni yıl ağacı... bled'de kovuğuna sığdığım sırdaşım... viyana'da kıyısına oturup, özlemimi kana kana paylaştığım sığınağım... 

Bir an, bir zaman... kocaman gülümseyin, kollarınızı iki yana açın ve yolunuza çıkan bir ağaca sarılın ve kutlayın baharın gelişini :)


Sevgiler,
Burçak


5 Mart 2012 Pazartesi

Biricik'lik...

LLADRO
Kollarımı iki yana açtım ve "biriciğim" diyerek kocaman sarıldım kendime ve teşekkür ettim, biricik olduğumu hatırlatan her imgeye, hayatıma dokunmasına izin verdiğim; izin vermesem de kapıları zorlayan her biriciğe...

Biricik'liğe dair kelimelerime göz ucuyla yakaladığım küçük Lladro'lar dokundu...

Annem'den öğrendim Lladro'nun (http://www.lladro.com/), el yapımı porselen anlamına geldiğini... bense sonradan keşfettim ki Lladro porselenleri dile getiren mucize eller; saflık ve tek'lik demekti... Kucağında bebeğini tüm samimiyetiyle saran bir kadın ve erkeği dile getiren iki küçük hediye kondu gözbebeğime... ve dedi ki sadece var olduğun için biriciksin...

Henüz dört yaşının başlarında minik bir kalp... prenses elbisesini giymiş beni karşılamak için... her çocuk gibi o da taşıyor üzerinde cennet kokusunu... adı Lydia... minik kollarıyla sarıldığında, yatmadan önce ben ona masal okurken uyuduğunda, binbir türlü haylazlık yaptıktan sonra affedilmek için kocaman gözlerini üzerime diktiğinde, içimdeki sonsuza seslendi ve dedi ki sen de en az benim kadar biriciksin...

Bambaşka bir anı daha var hafızamda... Geçtiğimiz yıl İstanbul'da insan varlığımın en derinine dokunan bir sergide buldum kendimi can dostum Burcu'mla... Serginin adı "Body Worlds"... İnsan olarak dünyaya gelme hazırlığımızın en başından en sonuna... Bedenimizin ufacık parçalarından, en korunmasız haline dair izler vardı sergi'de... Her birimizin küçük birer mucize olduğumuzun en güzel kanıtlarındandı... Kalbinize kötü davranırsanız ne olur, iyi davranırsanız ne olur sorusuna benzer, pek çok bilinmezi kendi kendi gözlerinizle görebileceğiniz bir belgeseldi... 

LLADRO
Gazetedeki manşetler meydan okuyordu, bedenin yolculuğunda onu neler beklediğini görmek isteyen meraklı gözlere... Oysa ki, biraz içe dönmek, biricik'liğimizi deneyimlemek gibiydi Body Worlds'de yolculuk...  (http://www.bodyworlds.com)

Avucunuzun içine bakın... ya da doğduğunuz an'da gökyüzünün sizi karşılamak için, nasıl hazırolda durduğuna... ve hissedin... biriciksiniz... en az hayatınıza dokunan diğer biricikler kadar... sadece var olduğunuz için...

Sevgiyle,
Burçak


Hadi bir hesap yapalım beraber. İster misiniz?  Merak ediyorum... tıpkı yolunu kaybetmiş, ancak kaybolduğunun farkında olmayan bir çocuk gib...