Ellerini çalakalem gezdirdi telefonun ekranında... Bir İstanbul akşamıydı ve yolda yetişme telaşındaki kalabalığın karşısında öylemesine duruyordu. Sonra birden telefonu yetişti imdadına belirsizliklerinin tam ortasında. Çok uzaklardan gelen sese kulak verdi... Dostça sohbet sohbeti açtı ve yolların kendiliğinden kesişmesi haline büründü tüm gökyüzü... bundan sonrasında ne olacaksa olacaktı... bir tutam kader bir tutam kısmet... inançları bunu gerektiriyordu Gonca'nın....
Yıllarca yuttuğu onca kırmızı kurdela parçası, tuttuğu dilekler sonunda gerçeğe dönüşüyor muydu acaba? İçini bir umut ve beraberinde bir umutsuzluk kapladı... Yine de denemek iyiydi. Sonuçta ve sonunda az da olsa cesareti vardı aşk'a... Tamam dedi... Ürkütmeden, korkutmadan kendimi hazırım bir ufak adım atmaya... ve kendine rağmen döküldü kelimeler parmak uçlarından ve dedi ki... merhaba ben Gonca... size bir konuda danışmak istiyordum... ve kalbi pır pır yanıt beklerken hiç gecikmeden geldi yanıt en uzaklardan. Merhaba dedi diğer parmak ucundaki ses, ben geliyorum bir süre oradayım, görüşmek ve yardım etmek isterim... Sonrası biraz kısmetti artık...
Biraz üşengeç, iki ileri bir geri adımlarla gitti buluşmaya... o da ne iç sesi dedi ki "sanki tanıdık bir yerlerden bu ses, bu nefes"... heyecanını sakladı göz pırıltılarının ardına ve dinledi...
Sonra aktı zaman... yollar yine kesişti... bir istanbul gününde, bir masal şehrinde... hikayenin her iki kahramanı da gerçeklikten uzak anlarda birlikte kaybolmanın; yılların getirdiği kırılmışlığın ürkek dokunuşları eşliğinde; içine daldılar...
Bir masaldı belki yaşanan belki de gerçek... belki de bir eş evrende hala aynı kaybolmuşluğun içindeydiler... ama sondu bir gerçeklikte... ve de belki de sonsuz...
Elde avuçta kalan günün o zamanında, şehrin ortasında rastgeldikleri ezgiyle, tam da o an ve zamanı dondurmaları oldu... an'da ve sonsuza dek...
Dondurulan an'lara aşkla, özlemle,
Burçak
Yıllarca yuttuğu onca kırmızı kurdela parçası, tuttuğu dilekler sonunda gerçeğe dönüşüyor muydu acaba? İçini bir umut ve beraberinde bir umutsuzluk kapladı... Yine de denemek iyiydi. Sonuçta ve sonunda az da olsa cesareti vardı aşk'a... Tamam dedi... Ürkütmeden, korkutmadan kendimi hazırım bir ufak adım atmaya... ve kendine rağmen döküldü kelimeler parmak uçlarından ve dedi ki... merhaba ben Gonca... size bir konuda danışmak istiyordum... ve kalbi pır pır yanıt beklerken hiç gecikmeden geldi yanıt en uzaklardan. Merhaba dedi diğer parmak ucundaki ses, ben geliyorum bir süre oradayım, görüşmek ve yardım etmek isterim... Sonrası biraz kısmetti artık...
Biraz üşengeç, iki ileri bir geri adımlarla gitti buluşmaya... o da ne iç sesi dedi ki "sanki tanıdık bir yerlerden bu ses, bu nefes"... heyecanını sakladı göz pırıltılarının ardına ve dinledi...
Sonra aktı zaman... yollar yine kesişti... bir istanbul gününde, bir masal şehrinde... hikayenin her iki kahramanı da gerçeklikten uzak anlarda birlikte kaybolmanın; yılların getirdiği kırılmışlığın ürkek dokunuşları eşliğinde; içine daldılar...
Bir masaldı belki yaşanan belki de gerçek... belki de bir eş evrende hala aynı kaybolmuşluğun içindeydiler... ama sondu bir gerçeklikte... ve de belki de sonsuz...
Elde avuçta kalan günün o zamanında, şehrin ortasında rastgeldikleri ezgiyle, tam da o an ve zamanı dondurmaları oldu... an'da ve sonsuza dek...
Dondurulan an'lara aşkla, özlemle,
Burçak

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder