Hani böyle "mor inek düşünme" gibi bir durum...
Ya da hani oynanırdı ya eskiden; sakın bunu açma diye de ilk elini atıverirdin...
Belki de bir söz söylenir ya "bakmadığın yere aslında daha çok baktığına emin olabilirsin"
Kendi kendini sobelemek gibi aslında biraz; belki de bir hayli
Başını, gönlünü, kalbini ters ters çevirdiğinde aslında tam da o ters yöne kaymama çabası beraberinde gelmez mi?
Yarattığımız ilüzyonun içinden bakarken tersler düz; düzler ters - miş ve -muş oyunu oynarken hissiyatlar nasıl?
Sevgi maskesindeki nefret; aşk maskesindeki korku ve sevilme ihtiyacı içimizdeki öz'e kök söktürmeye and içmiş emir eri neden beslenir?
Tüm bu sorular içinde dolanıyorum... Bakakaldım kendi yarattığım ilüzyona, tüm çıplaklığı ile çıkmış karşıma; rahat koltuğuna oturmuş evimin içinde dolanıyor rahat rahat...
Bir hali var ilk sobelendiği onu da paylaşayım yeri gelmişken;
Dünyanın pek çok yerine yolum düştüğünden olacak ki alışkınım; korkmak bahse konu değil uçaktan. Hatta korkanlara da anlam vermek de olasılık dahilinde yok. Ve günlerden bir gün yine bir yerden bir yere gidiyorum... hafif sallandık; orta koltuktayım ve sağ tarafımda bir arkadaşım. O ufak ve belki de önemsiz sallantıda; ruhum yerinden oynadı... midem, başım, kalbim... kendini nereye koyacaklarını bilemediler. Kireç beyazına dönmüş yüzüm, öyle söyledi arkadaşım... Etrafıma baktım, gözümün gördüğü kadar olan yerdeki herkes huzurlu, keyfinde. Bazıları çayını yudumluyor, hostesler de servis yaparken... Benim o andaki gerçekliğim ise korku filminden hallice; nefes alıp vermeye adadım kendimi ki çıkayım kendi yarattığım fırtınanın içinden... farkında değilim kendi yarattığımın da...
İçimdeki durgun duru ses diyor ki bak eğer olumsuz birşey olsa idi öncelikle hostesler tepki verirdi; hem olsa ne olacak... Ama evimdeki davetsiz misafir zıp zıp zıplıyor varlığımın içinde ve tadını çıkarıyor sanki... Nefes alıp vermeye devam ederken birden "ilüzyon" dediğimi duydum çok uzaktan... Bu benim kendi kendime yarattığım bir ilüzyondan başka birşey değil... ve sonra evimdeki misafir, misafirliğini ve yerini bildi epey mahçup... İlüzyon diye tekrarladım defalarca... ve minnet duydum o yolculuğa... çünkü gördüm ki yaşamımın pek çok anında yaratıyorum ve belki de yaratıyoruz kendi ilüzyonumuzu... sonra da kendi yarattığımız cenderenin içinde ta ki bir ses bir nefes kendimize ne olduğunu tam gerçekliği ile söyleyene dek...
Meğerse o uçuşta kanatta oturuyormuşuz;
Şu anda ise kendime şefkat göstererek daha ön sıralarda devam ediyorum yolculuklarıma; ilüzyonumu kapı dışarı etmedim ama onu şefkatle kabullenmeyi ve varlığının farkına varmayı seçtim...
Bahşedildiğince,
Aşkla, ışıkla,
Burçak
Ya da hani oynanırdı ya eskiden; sakın bunu açma diye de ilk elini atıverirdin...
Belki de bir söz söylenir ya "bakmadığın yere aslında daha çok baktığına emin olabilirsin"
Kendi kendini sobelemek gibi aslında biraz; belki de bir hayli
Başını, gönlünü, kalbini ters ters çevirdiğinde aslında tam da o ters yöne kaymama çabası beraberinde gelmez mi?
Yarattığımız ilüzyonun içinden bakarken tersler düz; düzler ters - miş ve -muş oyunu oynarken hissiyatlar nasıl?
Sevgi maskesindeki nefret; aşk maskesindeki korku ve sevilme ihtiyacı içimizdeki öz'e kök söktürmeye and içmiş emir eri neden beslenir?
Tüm bu sorular içinde dolanıyorum... Bakakaldım kendi yarattığım ilüzyona, tüm çıplaklığı ile çıkmış karşıma; rahat koltuğuna oturmuş evimin içinde dolanıyor rahat rahat...
Bir hali var ilk sobelendiği onu da paylaşayım yeri gelmişken;
Dünyanın pek çok yerine yolum düştüğünden olacak ki alışkınım; korkmak bahse konu değil uçaktan. Hatta korkanlara da anlam vermek de olasılık dahilinde yok. Ve günlerden bir gün yine bir yerden bir yere gidiyorum... hafif sallandık; orta koltuktayım ve sağ tarafımda bir arkadaşım. O ufak ve belki de önemsiz sallantıda; ruhum yerinden oynadı... midem, başım, kalbim... kendini nereye koyacaklarını bilemediler. Kireç beyazına dönmüş yüzüm, öyle söyledi arkadaşım... Etrafıma baktım, gözümün gördüğü kadar olan yerdeki herkes huzurlu, keyfinde. Bazıları çayını yudumluyor, hostesler de servis yaparken... Benim o andaki gerçekliğim ise korku filminden hallice; nefes alıp vermeye adadım kendimi ki çıkayım kendi yarattığım fırtınanın içinden... farkında değilim kendi yarattığımın da...
İçimdeki durgun duru ses diyor ki bak eğer olumsuz birşey olsa idi öncelikle hostesler tepki verirdi; hem olsa ne olacak... Ama evimdeki davetsiz misafir zıp zıp zıplıyor varlığımın içinde ve tadını çıkarıyor sanki... Nefes alıp vermeye devam ederken birden "ilüzyon" dediğimi duydum çok uzaktan... Bu benim kendi kendime yarattığım bir ilüzyondan başka birşey değil... ve sonra evimdeki misafir, misafirliğini ve yerini bildi epey mahçup... İlüzyon diye tekrarladım defalarca... ve minnet duydum o yolculuğa... çünkü gördüm ki yaşamımın pek çok anında yaratıyorum ve belki de yaratıyoruz kendi ilüzyonumuzu... sonra da kendi yarattığımız cenderenin içinde ta ki bir ses bir nefes kendimize ne olduğunu tam gerçekliği ile söyleyene dek...
Meğerse o uçuşta kanatta oturuyormuşuz;
Şu anda ise kendime şefkat göstererek daha ön sıralarda devam ediyorum yolculuklarıma; ilüzyonumu kapı dışarı etmedim ama onu şefkatle kabullenmeyi ve varlığının farkına varmayı seçtim...
Bahşedildiğince,
Aşkla, ışıkla,
Burçak

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder