22 Ekim 2014 Çarşamba

miracle


#healyourlife

with light and love...

just follow the signs and breathe...

remember that you are lovable :))

then, look at the mirror and put a shining smile to your eyes...

remember that you are already in love with your inner child...

you are full of light and love...

do not regret any moment...

trust your inner wisdom, saying that you've done nothing wrong...

surround your soul, body, your home, your loved ones with angels, prayers and love...

never be afraid of opening your hearth to love...

remember that you are an earth angel and remember your source... your home... even it is far from earth...

enjoy... love... live...

with light and love,

burcak

and listen music :))

#gunaydin

http://www.youtube.com/watch?v=aF7yFOlOk9M

21 Ekim 2014 Salı

Yol(cu)luk...


Geçmişin kovaladığı ve geleceğin tüm cazibesi ile içine içine çekiştirdiği ruhumuz; ne olacaksa onun olacağı bir dünyada yolculukta; kendi döngüsünde....

Kovalanan saatlerin, günlerin, ayların, yılların içinde farkındalığına varılamayan ve yolcu değil de yolun ta kendisi olan "an" uyandırılmayı bekleyen en kıymetli hediyesi belki de bu yolculuğun...

Ne geçmişin ne de geleceğin tuvale sığmadığı, renkahenk gökkuşağının bir saniye göz kırptığı o eşsiz; benzersiz an ile başlayacak belki aşk...



23 Eylül 2014 Salı

Bir de bakmışsın, ruhun gülümsüyor :))

God awaken in everyone
seize the game of suffering
illuminate the game of joy
Love, awaken in me
God, awaken every hearth

http://www.youtube.com/watch?v=RUR45vVW0I8

aşkla, ışıkla,
burçak

20 Eylül 2014 Cumartesi

Ne ekersen onu biçersin

"Ne ekersen onu biçersin"

kendine ulaşma yoluna baş koyunca, kendine rağmen ilerleme çabası içinde olma halindeki inanç "ne ekersen onu biçersin"... 

kararlılıkla, inatla emek sarfettiğinde, yine kendine rağmen, kalbindeki kıpırtıları hissetmen, kendini mucizelerin içinde bulman an meselesi...

düşüncelerden sıyrılıp; hislerle yaşamak; yaşamın ritmiyle dans etmekse yolun, kendine rağmen ekmeye, emeklemeye hiç durmadan, farkındalıkla, aşkla, kalple, sevgiyle devam etmek için izin ver kendine...

sonbaharları, kış'ı, ilkbahar'ı ve yaz'ı doyasıya farkındalıkla yaşa bedeninde, kalbinde, doğa ile bir ve birlikte...

Aşk, ışıkla...

Burçak

#siziniçinseçtiklerimiz

hocam Gülenay Pema Gauri ya sevgilerimle... her bir eğitiminin ardından kalemim dile geliyor... yaratıcılığınızın sesine kulak verin... yaratıcılığımızın sesine kulak verelim...

16 Eylül 2014 Salı

gece

sayfalar dolusu şifa ve dua... ayrı bir meditasyon hali herhalde yazı yazmak... yolculuk başlı başına... sene 1993 ilk günlüğüm, Leo Busgalia kitabım ve sene 2014... 

#yaşamamacım #gece #uykuneredeyse iyi ki gitti #echarttollequietude fonda #müzik #an "gün doğumu öncesi duam... 

`içinde yaşam amacını hisseden herkesin, bu amacı gerçeğe dönüştürmek için önünde kapılar açılsın... Herkesin içinde sevgiuyansın... Sevgiyle büyüyelim... Evrenin kaynağının sınırsız olduğunun farkındalığı tüm hücrelerimize yayılsın... Dans edelim, masallara hep inanalım, şarkı söyleyelim, doğada zaman geçirelim... Göz bebeklerimiz hep pırıldasın... Şükür halinde şifa olan gözyaşlarımızı melekler toprakla buluştursun... Düşünceler yerine his'te kalabilecek farkındalığı kazanma yolunda gösterdiğimiz her çaba ilahi olarak da desteklensin... " 

ışığı varlığıma yansıyan herkese şükranlarım ve sevgilerimle... 
burçak...

sır

İçindeki öfkeyi dindirdiği için dışarıdan bakıldığında gücü ve enerjisi görünmüyordu. Teknik eğitimin çok ötesine geçmiş muazzam bir enerjisi vardı. Ama hepsini içide saklıyordu. Bu şekilde, tüm gücünü kendi içinde tutabiliyordu. Diğerleri onun sakin özgüveni ve gösterilmeyen gücü karşısında boyun eğmekten başka birşey yapamıyorlardı. Gerçek buda'nın yolunun kavgadan geçmediğinin canlı kanıtıydı. Onun yolu yaşamın ve ölümün; yenilginin ve zaferin çok ötesinde bir yerdeydi. Kılıcının asıl sırrının onu kınından hiç çekmemek olduğunun farkındaydı.

burçak'ın kaleminin de değdiği bir alıntı...

aşkla, ışıkla...
burçak

9 Eylül 2014 Salı

mutluluk

Mutluluğa şahit olmak... ingilizcesi kulağa daha güzel gelebilir "witnessing happiness"... 

Göz bebeklerinin ortasına birer pırıltı yerleştirme becerisi mutluluk
Kendinden başlayarak etrafında her ne varsa sevmeye karar verdiğinde coşkuyla içine dolan bir nefesten farksız
Elini alıp kalbine koyduğunda hissettiğin huzurun, kıpırtının ta kendisi
Yolda gördüğün çocuğun sana gülümsediği havada asılı bir kaç saniye
Deniz kabuklarıyla evini süslerken fonda çalan müzik
Bir kez yayılınca damağına yaşamının rehasını değiştiren hediye

Her doğan günün içinde şahit olunacak pek çok mutluluk saklı...

Yollarınızın, yollarımızın keşismesi ve farkedebilmek dileği ile...

Aşkla... ışıkla...

Burçak

18 Ağustos 2014 Pazartesi

her bir an...

her bir an, bir hikaye başlı başına
her bir rüzgarın esintisi
her bir nefes
her bir aşk
her bir tekbaşınalık
her bir bulut kümesi
her bir adım
her bir ağacın dallarının ev sahipliğindeki yapraklar
her bir rüya
her bir hayal
her bir kahkaha
her bir gözyaşı
her bir sarılma
her bir günüm
her bir meditasyon
her bir mum ışığı
her bir aidiyet
her bir yol
her bir rüzgar
her bir an, bir hikaye başlı başına...

farketmek niyetiyle
aşkla, ışıkla...
burçak

10 Ağustos 2014 Pazar

Ön, önce, öncelik...


Muhteşem bir fotoğrafa rastladım Sevgili Seçil'in sayfasında... bu fotoğraf diyor ki "koydum sevinçlerimi önüme, baktım hepsi ailem"...

Yaşamın gerekliliklerinin karşısında duran "öncelikler". "Yapmam gerekli" cümlesinin içindeki zorunluluk hali ve "öncelik tanımak" cümlesindeki değerli paha biçilemez özen...

"Önceliklerini belirle" diye seslendiklerinde eğer sadece iş ve yapmak zorunda olduklarını düşünüyorsan; bu durumda ellerini kalbine koyup, derin bir nefes alıp soldaki fotoğrafa yeniden bak ya da evinin köşesindeki aile, arkadaş albümünü al karşına ve yeniden sırala önceliklerini.

Ailenin, sesinin rengi gülümsemediğinde de; yaşamın coşku ve aşkla dolduğunda da seni koşulsuz sevgi ile sarmalamalarına izin ver. En küçük bireyden hayatı sil baştan öğren dilersen; büyüğünden de her bir dakikanın ne kadar kıymetli olduğunu.

Yaşamın gerekliliklerini her gün bir kaç dakika olsun sıyır kenara ve özenle besle önceliklerini... En başa kendini koy sonra da sırala işte çalakalem, ne gelirse; her kim, değiyorsa aklına, yüreğine.

Aşkla, ışıkla,
Burçak

Ahmet Şerif İzgören
http://www.izgorenakademi.com/ 

Genç bir yönetici, yeni jaguarı içinde kurulmuş, biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı ama aracı durana kadar gecen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine, yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı.

Adam hızlıca frene yüklendi ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti. Sinirlenmiş olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken de bağırıyordu:

 -  “Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu?”

Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi.

 -  “Lütfen, amca, lütfen kızmayın Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim, bilemedim. Taşı attım çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı.”

Çocuk gözlerinden süzülen yasları elinin tersiyle silerek park etmiş bir aracın arkasına işaret etti.

 -  “Abim orada. Yokuştan yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü ve ben onu kaldıramıyorum.”

Çocuğun simdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama sordu;

 -  Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardim edebilirimsiniz? Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.

Ne diyeceğini bilemez halde, genç yönetici boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye çalıştı. Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam, abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve yol ona çok uzun geldi. Arabanın yan kapısında taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi ama adam orayı hiçbir zaman tamir ettirmedi. Oradaki izi, su mesajı hiç unutmamak için sakladı:

“Hiçbir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı kadar hızlı geçme. Evren ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu dinlemek için vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda kalır. Fısıltıyı dinle veya taşı bekle.”


6 Ağustos 2014 Çarşamba

İki altın nefes arasında gün doğumu ve gün batımı


İki altın nefes arasında gün doğumu ve gün batımı. Gözlerini araladığında ayaklarının seni sürüklemesiyle başladığın gün, karşı kıyının camına yansıyan kızıl ışıkları yansıtarak yüzüne, vedaya hazırlanıyor.

Alelacele sıyrıldıktan sonra iş telaşından; yaşamının sana ait, sana özel, ama kısıtlı zamanlarına dalıyorsun sabırsızlıkla. Her gün, "bir" gibi görünse de hediyeleri farklı. Bir gün, en üst kat komşunun yetiştirdiği güvercinlerden en yavru, en beyaz olanı karşı dala konduğunda özgürlüğe kanatlanmaya çalışırken, onunla göz gözesin. Bir diğer gün, sokağın daha altındaki balkonun teyzesi ile birlikte, mahalleden geçen ve tanımadığın ayak sesine kulak kabartmış buluyorsun kendini. Bir diğer gün, sabahlara kadar hiç susmadıkları için kavgada olduğun kediler yoluna diziliyor sıra sıra, başka bir gün ise sus pus oluyor tüm sokak, yalnızlığını yüzüne vururcasına.

Evlerine dönen vapur yolcularına uzaktan kadehini kaldırırken bir gün, bakıyorsun ki yolu yarılamış tekne de kendince ağırlıyor misafirlerini. Ay'ın karşı kıyıdan doğumunu karşılarken bir gün; yolunun kesiştiği, kesişmediği herkesin aynı ay ışığını gördüğünü düşünüyor; ve yarı hüzünlü yarı umutlu bir gamze konduruyorsun sağ yanağına. Her gece, her gün doğumu aynı balkonu ziyaret eden martıların bile seslerinin değiştiğini görüyorsun gün ve gün...

İki altın nefes arasında gün doğumu ve gün batımı... Dilersen hediyelerle doldurursun her bir nefesi, dilersen kafesine çekiliverirsin gönlünden geçtiği gibi...

İki altın nefes arasında gün doğumu ve gün batımı...

Yeniköy Yağhanesi Sokağından,

aşkla, ışıkla...
burçak

5 Ağustos 2014 Salı

Karadeniz Sofraları...


Diken ucu yani merolcan, sakarca, turşu kavurması, pancar çorbası, denizden taze çıkmış balık, ısırgan otu, bakraçta yoğurt, suyun yüzünde yüzen sebzeler, avuç avuç mısır ekmeği ile öz'lendirilmiş yemekler, yağlı, yerine göre kuymak süsler karadeniz sofralarını...

Ekmek yerine servis edilen mısır ekmeği, akşam bir büyük rakı şişesiyle çıt çıt kırılan fındık sefasının ardından yoğurtla buluşur ve kaşık kaşık afiyetle yenir yatmadan önce...

Balık varsa akşama, çiçek gibi sıralanarak kızartılır... bir yüzü iyice kızardıktan sonra tek tek değil; ele geçen büyük bir tabakla ustaca çevrilir. Masada balık var ise illa ki elle yenir ve o salatanın suyuna düşürülür ekmekler.

Gün doğumu sofralarının vazgeçilmezidir, dağ çilekleri. Kokusu sofrayı, mutluluğu damağı sarar. Öyle önce tuzluyu bitirip sonrasında da tatlıya, reçele geçmez karadeniz insanı. Ekmek diliminin üzerine önce afiyetle reçeli sürer, sonrasında da peyniri üzerine konduruverir.

Günlerden pazar ise pide içleri ya evlerde hazırlanır - ki o görev anneannelerindir - ve evin yakınında hazırlatılmak üzere gönderilir; ya da tüm aile derlenir toplanır pideye gidilir. Pide'de mecbur beklenir, o nedenle, nerede ne gazete var, doluşturulur arabanın arka koltuğuna. Yine kimse çatala bıçağa dokunmaz; ortasındaki yumurtaya bana bana yenir afiyetle, sohbetle pideler.

Pazar günleri pideye gitmeyenler, yaylaya çıkarlar. Giresun'un vardır güzel güzel yaylaları: Kulakkaya, Kümbet... Çocuklar arabaya doluşturulur, iki saat süren yolculuğun ardından ilk durağa gelindiğinde bu sefer pancar çorbası ve mis gibi tereyağ ile hazırlanan yağda yumurta süsler gün doğumu sofrasını. Sıkı sıkı giyinir herkes ve daha da yukarıya yaylaya çıkıldığında, büyükler mangalı hazırlar; çocuklar top koşturur; şişeler devrilir. Keyifler yerindeyse Giresun karşılaması, horon artık ne çalınırsa kulağa ayaklar ona uyar.

Eve geri dönerken dağ çilekleri alınır kase kase. Kıştan kalma kar birikintilerinin olduğu yere ellerinde poşetlerle tırmanır tüm ahali ve aşağıya kayılır. Yolda çağlayan bir kaç pınardan su doldurulur ve evin yolu tutulur.

Acı girmez karadeniz yemeklerine. Hamsi pilava katıldığında karabiber yerine bolca kuş üzümü koyulur; sofralar hep tatlı olsun diye. Tekneler denizde "sos" işareti verdiğinde eline torbayı kapan hemen limana koşar. Tekneden boşaltılırken balıklar, kısmette ne ise o girer sofralara.

Karadeniz sofralarının lezzeti yeşilinde, sohbetinde, ansızın üst komşunun aşağıda salladığı sepetinde, köylü pazarlarında, samimiyetindedir.

Giresun'a özlemle, aşkla, ışıkla,

Burçak


Hadi bir hesap yapalım beraber. İster misiniz?  Merak ediyorum... tıpkı yolunu kaybetmiş, ancak kaybolduğunun farkında olmayan bir çocuk gib...