10 Aralık 2013 Salı

kırmızı pelerin...

Annem incecik bir pelerinle geçirmiş tüm hamileliğini Sivas'ın dondurucu soğuğunda. Sokağın karşısındaki hastaneye yolcu ederken babamı, pencereden el sallamak için perdeyi araladığında birbirlerini buz tutmuş camın ardından göremezlermiş. Evcilik oyunlarının en güzel anıları dostları ile geçirdikleri kendi halinde sofralarmış. Kadınlar kendi aralarında kahvelerini içerken, doktor olmak yolundaki iki asistan sokaktan geçen limoncunun cebindeki paralara pek özenirlermiş. Hafta sonları biri üç kişilik, diğeri ise üç kişi olma yolundaki iki kendince kocaman aile sarı bir vosvos'a binerek kendilerine piknik alanları yaratırlarmış. O dönemde tamamen süpriz olan doğumda "kız" çocukları olmuş bizimkilerin... Fatsa'dan kocaman bir aile kendini yollara atmış ve Rahmetli dayım hastanenin kapısında kendini içeri almayan görevlilere olanca sesiyle bağırıyormuş "çekilin ben dayıyım :)"... Doğduğumda, bebekliğimin teyzesi, Cevhere Teyzem çok dua etmiş, bahtı açık olsun diye... Hala durur düşünürüm zaman zaman ve ilk duanın huzurunu hissederim hücrelerimin en derininde... Ardından benden bir kaç yaş büyük iki arkadaşım oluvermiş kendiliğinden. Elvan ve Özgür. Her ikisinin de babası göz doktoru olduğu için benim zavallı fatoş bebeğimin sürekli gözünü ameliyat ettiğini anlatır bizimkiler ve güleriz... Gerçi bu konuda annemin hatasının pek telafisi yok... Eskidiği için attı Fatoş Bebeğimi, annem çok çirkindi diyor ama bence çok güzeldi. Tek gözü yoktu ama olsundu :))
Ömer amcam şimdi dede oldu... Cevhere teyzem ise babaanne... Esvan muhteşem fotoğraflar yakalıyor gönül gözü ile... onların uğurları bir ömür üzerimde ve benimle... sanırım bir kaç aileye ait hissetmesi mümkün insanın... benim bir kaç tane var... iyi ki...
Sizleri çok özledim ve seviyorum...
Sevgi ve ışıkla...
burcakınız...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hadi bir hesap yapalım beraber. İster misiniz?  Merak ediyorum... tıpkı yolunu kaybetmiş, ancak kaybolduğunun farkında olmayan bir çocuk gib...